Kapalıydı gözleri, evet, dünyayı bu şekilde daha net görebildiğini fark etmişti bir süre önce, vazgeçtiğinden beri yalnızlığından yakınmaktan. Önceleri hayat çok zordu, sahil kenarında simidini sadece martılarla paylaşmak ya da çay bahçesinde otururken ona tek selam verenin o soğuk havada içini ısıtmak için içtiği kahvesinin içine düşen yağmur damlalarının oluşu. Ama kapatmıştı gözlerini, açmak için, görebilmek için. İnsan gözlerinin açık olduğunu gözlerini kapatana kadar anlayamıyor. Evet, buydu artık düşündüğü onun, boynuna sıkı sıkı doladığı atkısının örgü deliklerinden içine işleyen soğuk rüzgârda yürürken. Yalnız değildi şöyle bir kapattığında gözlerini, her şey onunlaydı, nasıl tanımlamak isterseniz bu her şeyi. O, genellikle bir albatros kuşuyla onun kanatları üzerinde tanımlıyordu yalnız olmayışını. Çünkü albatros özgürdü, 2-3 metreye uzanan bembeyaz kanatları, üzerinde süzülmeyi bekleyen mavi okyanusları vardı, yalnız değildi albatros, eğer onunlaysanız siz de yalnız değildiniz..O da yalnız değildi..Bazen albatrosla beraberdi, bazense albatrosun ta kendisi..
Ağlamayı çok isterdim ama yapamıyorum. Sanırsam sinirden, yorgunluktan, sıkıntıdan. Hani bir eşik değeri vardır, eğer impulslar o eşik değerini geçerse vücut algılamaz acıyı, ona benzer bir şey olmalı bu. Bir yerden sonra tepki gösterememek.
Hoş, tepki göstersem kim dinleyecek ki? Yine kendi kafamı ütüleyeceğim. Benim sözlerimi umursayan..pek kalmadı. Ya çok konuşuyorum ya da başkalarına göre boş konuşuyorum. Çünkü ben gerçekten kendimi ifade etmeye çalıştığımı düşünüyorum çoğu zaman, beceremiyor muyum ne?
Kapattım telefonumu, önümde sedimentology ders notları, yarın arazi çalışması - Armutlu-, pazartesi de sedimentology sınavı ve ben üzgünüm, sinirliyim, huzursuzum; son zamanlarda hep böyleyim. Ya yaptıklarım kapris, kapristen bu haldeyim ya da benim değer verdiğim şeyler insanların zerre kadar umrunda değil. Çok bir şey istemiyorum oysa ki bana göre, sadece benim yaptığımın bana yapılmasını istiyorum. Benden isteneni ben geri istiyorum. Çok mu zor..
Kapattım telefonumu, listemde tek bir şarkı açık, Yanni-Pure moods, Piano ve ben o çok kıymetli incilerimden bir kaç tanesini savuruyorum buraya. Bakalım kim bulabilecek o incileri..Onlar da sahipsiz kalacak sanki..
Kapattım telefonumu, sana söylemek istediklerimi buraya yazıyorum, sadece bana bile ayıramayacağın kadar değerli olan vaktinden bir tutam çalmamak için..
seni boya kalemlerimle karalamak isterdim. öyle de renksiz, tekdüze bir kişiliksin. hayır, benim açımdan bir problem yok. ben seni öyle seviyorum zaten ama sen kendini öyle sevmiyorsun, işte bu yüzden boyamak istiyorum seni, üzerine şekiller çizmek istiyorum.
henüz seni tanımıyorum ama tanıdığım zaman bunları yapmak istiycem, söz.
sade çİkolatalı pasta olmayı sevmiyorsun sen, üstüne krema sıkılmış, meyveler konmuş olsun istiyorsun, ama kremadan hoşlanmam, meyveyi de taze yemeyi severim ben. pastanın çikolatalısı güzeldir bence. sonra sen yağmur olsan, neden yağarken sen rüzgâr esmiyor diye de üzülürsün. ben rüzgârı da yağmuru da tek başına severim, tek başına neler yapabiliyor, bunu görmek bence güzel.
.. Ah dedi Betsy, sen miydin ordaki ? Gülümsüyordu Laura, elinde haç, dua eden Betsy'ye bakarak, bendim dedi, kimi bekliyordun, yıllardır dua ettiğin halde sana uğramayan Tanrı'nı mı?
Betsy manastırda büyümüştü, annesi onu bebekken tam bir klasik olduğu üzre manastıra terk etmişti koynunda bir mektupla. Yalnız mektupta yazanlar bir klişe değildi, onu sanrılarınıza "Tanrı" diye inandırmayın, sadece büyütün. Rahibeler bunu okuduklarında dudaklarını kımıldatarak dua okumaya başlamışlardı bile, oysa korkulacak ne vardı ki, herkes kendi inancını bulabilirdi.. Fakat Betsy'ye rahibeler seçme şansı bırakmamışlardı, annesinden ona kalan tek şeyi, o notu da asla ona göstermemişlerdi.. Fakat Laura böyle değildi, onu inançlı fakat evsiz bir kadın manastırda doğurmuş, doğumunda da ölmüştü. Dindar olması beklenen Laura iken, aksine, o sorguluyordu hayatı, varlığı ve yokluğu..
Elinde yarısı yenmiş elma, gülümseyerek Betsy'ye bakmaya devam ediyordu, elimdeki şu elmadan ne farkın var, senin de benliğinin bir yarısı kaybolmuş, var olduğunu sandığın ama varlığından asla emin olamayacağın bir kavrama oturmuş tapıyorsun, kader dediğin şeyi ona yüklüyorsun, sadece kendi yaptıklarından sorumlu olmak istemediğin için..ya da yapamadıklarından..
Bendin, Sendim, "Biz"dik. Ama Hiç "Siz" Değildik..
Petrol yeşil koltuklar, mis gibi tadına doyulmayan bir kahve, fonda da çalan Haggard. Cabaret Bar.
İlginç memleketmiş Hatay..
Tekebaşı Köyü, Sutaşı Beldesi, Cilli Köyü, Samandağ, Yeşilova Köyü..depremle çatlamış evler, o çatlaklardan giren akrepler, hizmet görmemiş tozlu yollar, o yollarda giyilen beyaz pantolonlar, motorsikletler ama daima gülen mutlu, memnun yüzler..
İlginç memleketmiş Hatay..
İnsanlarının Arap kökenli olduğu, hane dilinin Arapça olduğu, insanların kendisini Arapça daha iyi ifade edebildiği, şurası Kel Dağlar, arkası Yayladağ, onun arkasının Suriye olduğu kendine özgü bir memleketmiş Hatay..
Okuyup kitap okuyum limonlu sodanı içtiğin, fonda sözsüz film müziklerinin çaldığı, dizi dizi kitap raflarıyla dolu, dduvarları yeşil boyalı, yuvarlak ahşap masalı, girişinde ise askıda kahve uygulamasını görebildiğin Hayyam Kahve ve Kitap Cafe..
Kendi içinde gelişmiş, kimsenin bilmediği bir memleketmiş Hatay..
Sanki dünyada binlerce canlı aynı anda ağlıyor ve işte o zaman yağıyor yağmur. Hani bazen mutlu eder bazen hüzünlü kılar ya seni..işte ondan. O ağlayan binlerce insanın ağlama sebebinin aynı duygu yoğunluğundan olduğunu düşün. Sanki..sanki hepsi mutlu olduğu için ağlıyor ve böylece o yağmur damlası yüzüne düşünce gülümsüyorsun..Sanki hepsi üzgün olduğu için ağlıyor ve o zaman senin yüzündeki yaşın sadece yağmurdan olmadığını anlıyorsun kırık kalbinle arkasından bakarken o giderken, sen.. Her şey böyle bağlı olsa insanlara..Herkes birbirini anlar mıydı biraz daha kolaylıkla..sadece biraz daha..
Only love
Can make it rain
The way the beach is kissed by the sea
Only love
Can make it rain
Like the sweat of lovers
Laying in the fields.
Love, Reign o'er me
Love, Reign o'er me, rain on me
Only love
Can bring the rain
That makes you yearn to the sky
Only love
Can bring the rain
That falls like tears from on high
Love Reign O'er me
On the dry and dusty road
The nights we spend apart alone
I need to get back home to cool cool rain
I can't sleep and I lay and I think
The night is hot and black as ink
Oh God, I need a drink of cool cool rain