masal olmak, petrol yeşiline boyalı sayfalarda..


Friday, November 27, 2009
Işığı Kapat!

Alelade bir gün, tek farkı ablam yanımda. Ama ders notları yine önümde açık, Petrografi. Jeofizik ödevinin bekliyor oluşu da cabası.

Gülmekten sandalyeden düştüm az önce.

Bu defa çok fazla güldüğüm için ağladım.

Mantıyla şarap içtim.

79 sayfa slaytın 75. sayfasındayım.

Bayram, benim için zaten bir şey ifade etmiyor, hayvan katliamı oluşunun haricinde. Tatil olduğunu söylüyor birileri, ama kime göre neye göre.

Dışarıda çok tatlı bir hayat var, yaşanmayı bekliyor.

Gidilecek şehirler var, gezilmeyi bekliyor. Okul var, bitirilmeyi bekliyor.

Sevilmeyi bekleyen insanlar da var, halihazırda seviliyor olanlar da.

Yanni var mesela, dinlenmeyi bekliyor. In the Morning Light var, fonda çalıyor. Bir de yanında sarılacak sevgilin olsa, tam o anda..

Işığı kapat! Ancak o zaman görebilirim o güzel parıltını, karanlıkta bile nasıl kendini yaşadığını.

O değilde..

Bir dünya var, arada bir pozitif olmanı bekliyor.

Posted at 11:04 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Tuesday, November 10, 2009
Sırçadan Hâyâller

God Is An Astronaut - Tempus Horizon

Kapalıydı gözleri, evet, dünyayı bu şekilde daha net görebildiğini fark etmişti bir süre önce, vazgeçtiğinden beri yalnızlığından yakınmaktan. Önceleri hayat çok zordu, sahil kenarında simidini sadece martılarla paylaşmak ya da çay bahçesinde otururken ona tek selam verenin o soğuk havada içini ısıtmak için içtiği kahvesinin içine düşen yağmur damlalarının oluşu. Ama kapatmıştı gözlerini, açmak için, görebilmek için. İnsan gözlerinin açık olduğunu gözlerini kapatana kadar anlayamıyor. Evet, buydu artık düşündüğü onun, boynuna sıkı sıkı doladığı atkısının örgü deliklerinden içine işleyen soğuk rüzgârda yürürken. Yalnız değildi şöyle bir kapattığında gözlerini, her şey onunlaydı, nasıl tanımlamak isterseniz bu her şeyi. O, genellikle bir albatros kuşuyla onun kanatları üzerinde tanımlıyordu yalnız olmayışını. Çünkü albatros özgürdü, 2-3 metreye uzanan bembeyaz kanatları, üzerinde süzülmeyi bekleyen mavi okyanusları vardı, yalnız değildi albatros, eğer onunlaysanız siz de yalnız değildiniz..O da yalnız değildi..Bazen albatrosla beraberdi, bazense albatrosun ta kendisi..

Beyond the Dying Light.

Posted at 01:28 am by AnneBonny
varmış..  




Friday, November 06, 2009
Bir Tutam Ayır Benim İçin O Değerli Vaktinden..

Ağlamayı çok isterdim ama yapamıyorum. Sanırsam sinirden, yorgunluktan, sıkıntıdan. Hani bir eşik değeri vardır, eğer impulslar o eşik değerini geçerse vücut algılamaz acıyı, ona benzer bir şey olmalı bu. Bir yerden sonra tepki gösterememek.

Hoş, tepki göstersem kim dinleyecek ki? Yine kendi kafamı ütüleyeceğim. Benim sözlerimi umursayan..pek kalmadı. Ya çok konuşuyorum ya da başkalarına göre boş konuşuyorum. Çünkü ben gerçekten kendimi ifade etmeye çalıştığımı düşünüyorum çoğu zaman, beceremiyor muyum ne?

Kapattım telefonumu, önümde sedimentology ders notları, yarın arazi çalışması - Armutlu-, pazartesi de sedimentology sınavı ve ben üzgünüm, sinirliyim, huzursuzum; son zamanlarda hep böyleyim. Ya yaptıklarım kapris, kapristen bu haldeyim ya da benim değer verdiğim şeyler insanların zerre kadar umrunda değil. Çok bir şey istemiyorum oysa ki bana göre, sadece benim yaptığımın bana yapılmasını istiyorum. Benden isteneni ben geri istiyorum. Çok mu zor..

Kapattım telefonumu, listemde tek bir şarkı açık, Yanni-Pure moods, Piano ve ben o çok kıymetli incilerimden bir kaç tanesini savuruyorum buraya. Bakalım kim bulabilecek o incileri..Onlar da sahipsiz kalacak sanki..

Kapattım telefonumu, sana söylemek istediklerimi buraya yazıyorum, sadece bana bile ayıramayacağın kadar değerli olan vaktinden bir tutam çalmamak için..

Posted at 10:24 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Friday, October 16, 2009
Dökülmeyen İnciler

İstemiyor canım yazmak, dökmek içimi. İçim içimde kalsın istiyorum.

Aslında sanırım tek istediğim uyku, huzurlu..

Siz, ciğeri beş para etmez insanlar topluluğundan başka ne olabillirsiniz ki..

...
got no reason for coming to me

and the rain running down.
there's no reason.
and the same voice coming to me
like it's all slowin' down.

and believe me --
i was the one who let you know

i was sorry-ever-after.

'74-'75.

it's not easy, nothing to say

'cause it's already said.

it's never easy.

when i look on your eyes

then i find that i'll do fine.

when i look on your eyes

then i'll do better.

i was the one who let you know

i was your sorry-ever-after.

'74-'75.

giving me more and i'll defy

'cause you're really only after

'74-'75.

'74-'75.

got no reason for coming to me
and the rain running down.

there's no reason.

when i look on your eyes

then i find that i'll do fine.

when i look on your eyes

then i'll do better.

i was the one who let you know

i was sorry-ever-after.

'74-'75.

giving me more and i'll defy

'cause you're really only after

'74-'75.

i was the one who let you know
i was your sorry-ever-after.

'74-'75.

giving me more and i'll defy

'cause you're really only after
...

The Connel's ' a teşekkürler, 74-75 kere..


Posted at 10:43 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Tuesday, September 29, 2009
Kanadı Kırık, Bacağı Kopuk Sinek

seni boya kalemlerimle karalamak isterdim. öyle de renksiz, tekdüze bir kişiliksin. hayır, benim açımdan bir problem yok. ben seni öyle seviyorum zaten ama sen kendini öyle sevmiyorsun, işte bu yüzden boyamak istiyorum seni, üzerine şekiller çizmek istiyorum.

henüz seni tanımıyorum ama tanıdığım zaman bunları yapmak istiycem, söz.

sade çİkolatalı pasta olmayı sevmiyorsun sen, üstüne krema sıkılmış, meyveler konmuş olsun istiyorsun, ama kremadan hoşlanmam, meyveyi de taze yemeyi severim ben. pastanın çikolatalısı güzeldir bence. sonra sen yağmur olsan, neden yağarken sen rüzgâr esmiyor diye de üzülürsün. ben rüzgârı da yağmuru da tek başına severim, tek başına neler yapabiliyor, bunu görmek bence güzel.

varlığından böyle de memnun değilsin işte.

acaba yokluğun nasıl olurdu..?

Posted at 11:03 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Sunday, September 13, 2009
Sanrı

..
Ah dedi Betsy, sen miydin ordaki ? Gülümsüyordu Laura, elinde haç, dua eden Betsy'ye bakarak, bendim dedi, kimi bekliyordun, yıllardır dua ettiğin halde sana uğramayan Tanrı'nı mı?

Betsy manastırda büyümüştü, annesi onu bebekken tam bir klasik olduğu üzre manastıra terk etmişti koynunda bir mektupla. Yalnız mektupta yazanlar bir klişe değildi, onu sanrılarınıza "Tanrı" diye inandırmayın, sadece büyütün. Rahibeler bunu okuduklarında dudaklarını kımıldatarak dua okumaya başlamışlardı bile, oysa korkulacak ne vardı ki, herkes kendi inancını bulabilirdi.. Fakat Betsy'ye rahibeler seçme şansı bırakmamışlardı, annesinden ona kalan tek şeyi, o notu da asla ona göstermemişlerdi.. Fakat Laura böyle değildi, onu inançlı fakat evsiz bir kadın manastırda doğurmuş, doğumunda da ölmüştü. Dindar olması beklenen Laura iken, aksine, o sorguluyordu hayatı, varlığı ve yokluğu..

Elinde yarısı yenmiş elma, gülümseyerek Betsy'ye bakmaya devam ediyordu, elimdeki şu elmadan ne farkın var, senin de benliğinin bir yarısı kaybolmuş, var olduğunu sandığın ama varlığından asla emin olamayacağın bir kavrama oturmuş tapıyorsun, kader dediğin şeyi ona yüklüyorsun, sadece kendi yaptıklarından sorumlu olmak istemediğin için..ya da yapamadıklarından..


Posted at 12:05 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Wednesday, September 09, 2009
Bendin, Sendim, "Biz"dik. Ama Hiç "Siz" Değildik..

Petrol yeşil koltuklar, mis gibi tadına doyulmayan bir kahve, fonda da çalan Haggard.
Cabaret Bar.

İlginç memleketmiş Hatay..

Tekebaşı Köyü, Sutaşı Beldesi, Cilli Köyü, Samandağ, Yeşilova Köyü..depremle çatlamış evler, o çatlaklardan giren akrepler, hizmet görmemiş tozlu yollar, o yollarda giyilen beyaz pantolonlar, motorsikletler ama daima gülen mutlu, memnun yüzler..

İlginç memleketmiş Hatay..

İnsanlarının Arap kökenli olduğu, hane dilinin Arapça olduğu, insanların kendisini Arapça daha iyi ifade edebildiği, şurası Kel Dağlar, arkası Yayladağ, onun arkasının Suriye olduğu kendine özgü bir memleketmiş Hatay..

Okuyup kitap okuyum limonlu sodanı içtiğin, fonda sözsüz film müziklerinin çaldığı, dizi dizi kitap raflarıyla dolu, dduvarları yeşil boyalı, yuvarlak ahşap masalı, girişinde ise askıda kahve uygulamasını görebildiğin Hayyam Kahve ve Kitap Cafe..

Kendi içinde gelişmiş, kimsenin bilmediği bir memleketmiş Hatay..

Uçakla 1.5 saat..

Bendin, Sendim, "Biz"dik. Ama Hiç "Siz" Değildik.

Posted at 10:44 am by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Thursday, August 27, 2009
Pleokroizma

Ben uyuyordum, o kalkmış yürüyor, ilerliyordu.

Ben uyuyordum, o başucumda beni uyurken izliyordu.

Ben uyuyordum, uyurken istiyordum, onu, o beni uyurken izlerken izlemeyi.

Ben uyuyordum, birden her şey değişti.

Sahne, karakterler, roller, hikâye.

Renkler alaca oldu, fırçalar vuruldu duvarlara.

Pandomim sanatçıları duygularını başladılar anlatmaya siyah beyaz dünyalarında.

Yollar insanlarla doldu, dans eden sessiz müzikte.

Bir ayak sesi bile yoktu caddelerde, arabalar bile.

Herkes bir başınaydı, kalabalıkta yalnızdı.

Ama umursamıyorlardı sanki, ya da anlamıyorlardı.

Yürüyorlardı sadece.

Rüzgâr vardı biliyordum, hissediyordum onu.

Ağaçlar salınıyorlardı âhenkle arkalarında yeşilin en güzel tonunu bırakarak.

Ama sesi çıkmıyordu yaprakların, oysa vardı rüzgâr, biliyordum, hissediyordum.

Bir bebek oturuyordu bir bankta, ağlıyordu, yüzü mosmor olmuştu ağlamaktan.

Ama yoktu duymayı beklediğim o yüksek desibeldeki sesi kulaklarımda.

Ve yaşlı bir kadınla adam, bir bebek arabasında oturuyorlardı, ikizler için olanından.

Kadın mavi tarafında oturuyordu, erkek ise pembe.

Başka bir yerde bir imam ezan okuyordu, kilisenin çanı çalıyordu.

Ama hiçbirinden bir ses gelmiyordu; insanlar ise sanki o sesi duymuşçasına koşuyorlardı ibadethanelerine.

Bir camide, musalla taşının üzerinde duran bir tabutun üzerinden bir avuç mezarkabul toprağı alıyorlar.

Tabutun kapağını açıyorlar ve içerisinden yeni doğmuş bir bebek çıkarıyorlar, çırılçıplak.

Ayakların tutup tepetaklak ediyorlar ve poposuna bir şaplak atıyorlar.

Bir kilisede, bir pederin elinde bir kase, içinde kutsal su.

Rahibin önünde hayatının son saniyelerini yaşayan bir insan.

Bir rahip dudaklarında dua mırıldanarak istavroz çıkarıyor ve bir avuç suyla yaşlı insanı vaftiz ediyor.

Rahip, yaşlı insanın gözlerini kaparayak onu son yolculuğuna yolluyor, günahlarından arınmış olarak.

Bu her şeyin değiştiği dünyanın huzuruna gülümdüyordum.

Ben uyuyordum, onlar farkında olmadan uykumda onları izliyordum.

 

 

Posted at 07:07 pm by AnneBonny
varmış..  

"O" Papatya..

Posted at 05:46 pm by AnneBonny
okuyan mı var ki?  




Tuesday, August 25, 2009
"Kim"iz ki Biz..

Sanki dünyada binlerce canlı aynı anda ağlıyor ve işte o zaman yağıyor yağmur. Hani bazen mutlu eder bazen hüzünlü kılar ya seni..işte ondan. O ağlayan binlerce insanın ağlama sebebinin aynı duygu yoğunluğundan olduğunu düşün. Sanki..sanki hepsi mutlu olduğu için ağlıyor ve böylece o yağmur damlası yüzüne düşünce gülümsüyorsun..Sanki hepsi üzgün olduğu için ağlıyor ve o zaman senin yüzündeki yaşın sadece yağmurdan olmadığını anlıyorsun kırık kalbinle arkasından bakarken o giderken, sen.. Her şey böyle bağlı olsa insanlara..Herkes birbirini anlar mıydı biraz daha kolaylıkla..sadece biraz daha..

Only love

Can make it rain
The way the beach is kissed by the sea
Only love
Can make it rain
Like the sweat of lovers
Laying in the fields.

Love, Reign o'er me
Love, Reign o'er me, rain on me

Only love
Can bring the rain
That makes you yearn to the sky
Only love
Can bring the rain
That falls like tears from on high

Love Reign O'er me

On the dry and dusty road
The nights we spend apart alone
I need to get back home to cool cool rain
I can't sleep and I lay and I think
The night is hot and black as ink
Oh God, I need a drink of cool cool rain

The Who - Love Reign Over Me

Posted at 12:01 am by AnneBonny
varmış..  




Next Page

Rüzgar ve dalgalar her zaman iyi denzcilerin tarafındadır..


   





<< November 2009 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
01 02 03 04 05 06 07
08 09 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30






Contact Me

If you want to be updated on this weblog Enter your email here:




rss feed